• Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı| Forum

    HABER ARA


    Gelişmiş Arama

    GOOGLE ARAMA

    EN ÇOK OKUNANLAR

    Çeçenya'ya Ağıt

    Okunma  Yazar :
    Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
    Okunma  Okunma : 1062
    Tarih  Tarih : 27 Ağustos 2008 20:02

    11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto



    Öncesi...

    (Magamed, Çeçenyalı bir baba idi)

    "-Evim, kırmızı tuğladan çevirme,
    ve bahçem hep rengarenk oldu.

    Kapım dostça gelene açık, gönlüm gibi.
    Ben bu sisli ve dumanlı yurdun tamamlayıcısı,
    Burada hayat bulanı, burada kök salanı, buranın
    malı...

    Evim kırmızı tuğladan çevirme,
    İçi hep sımsıcak, senin ve başkalarının yuvası gibi."

     

    (Leça, bir Çeçen genci idi)

    "-Ben acımı sağaltmayı bilirim

    Ben elimdekini bölüşmeyi,
    Yüreğimdekini üleşmeyi

    Dağlardan aşan yolları bildiğim gibi bilirim.
    Ben dünyası bu dağlardan ibaret küçük bir halkın,
    Bir avuç yüce gönüllü adem oğlunun çocuğuyum."

     

    (Onlar Çeçenler idi)

    "-Memleketim,
    Nuh'tan beri yurdum,
    Dost selamı, özgürlük şarkısı, garmon sesi...
    Şen misafir sofraları, duanın ve imanın yurdu.
    Memleketim, hak ettiğim, sevdiğim, döndüğüm...
    Gök gözlü kızların, ak tenli anaların ve kanın yurdu.


    Şimdi
    (Aylık bir siyasi dergiden Çeçenya manzarası)


    Havada boğucu bir sis ve dışarıda dondurucu rüzgar,
    Gökyüzü hep dumanlı, renkler hep mat orada.
    Her şey gri, her şey siyah.
    Her şey ortada.
    En kuytu yerinden vurulmuş kanamakta
    Sahipsiz taşlar gibi kimsesiz kullar,
    Görülmedik kabuslar ve hafakanlar.
    Duyulmadık aşağılamalar ve baş aşağı düşüş.
    Duymasa da kimse, duyumsamasa da...

    (Bir gazetenin sekizinci sayfasında katliam görüntüleri)

    ölüm hiç bu kadar korkunç olmadı
    ve ölüm meleği hiç bu kadar yorulmadı
    ve hiçbir ölüm bu kadar sessiz,
    bu kadar fark edilmez ve umursanmaz olmadı.
    Çiçek yapraklarına çiğ düşer gibi,
    Toprağa kar düşer gibi,
    Yiğitlerimiz, yaşlılarımız bebeklerimiz toprağa düştü.

    (Çeçenya'ya gazeteciler sokulmuyor)

    şimdi yıkıntılar var kalabalık şehirlerin yerinde
    şimdi parçalanmış vücutlar ve gururu kırılmış kadınlar
    var
    şimdi dağılmış aileler, kaybolmuş insanlar var
    şimdi kemikler var kimliği teşhis edilemeyen
    şimdi kan var
    şimdi göz yaşı var.
    şimdi insaf yok, insanlık onuru yok
    şimdi...
    karanlık her taraf.

    (Mashadov'dan açıklama; SA-VA-ŞA-CA-ĞIZ!)

    sen gururu ve onuru hiçbir zaman bir kenara bırakma
    yaşam o kadar kısa ki...

    sen yıkıntılar içinde, toz dumanda, soğukta ve sıcakta
    sen bomba sesleri, kurşun vızıltıları ve çığlıklar
    arasında

    yangında ve yanılsamada,
    insanlığa son kez özgürlüğün bedelini hatırlat.

    (Timur Mutsurayev'in gitarıyla seslenişi...)

    Anne! Öldüğümü görürsen
    Evimizin bahçesine göm beni.
    Anne! Eğer cesedim sana ulaşırsa
    Onurlu savaşta teslim olmadığımı söyle
    Tanıdıklarıma, çocuklara ve silah arkadaşlarıma.
    Anne! Öldüğümü duyarsan,
    Cesedimden bir parçayı olsun sana getirsinler.
    Evimizin bahçesine göm onu.
    Ve sakın anne,
    Sakın benim için ağlama...

    ........

    (Tanrıdan sonra en kutsal olan insandı)

    Dost olmayı onlardan öğrenmeliydi dünya,
    güzel günü paylaşmayı, kötü günü sırtlanmayı,
    şiir gibi yaşamayı ve bir gün destan olmayı
    güzelliği, zarafeti, cesareti, nezaketi...
    usanç veriyor artık yiğitliği ispatlamak
    ama yaşam utanç vermiyor.

    Sonrası

    Asra yemin olsun ki insan oğlu hep hüsrandadır.
    yemin olsun ki insanlık pişman olacaktır
    ki bu asır insanlığın en utandığı çağ olacaktır.
    Nerede üzerine insan haklarını karaladığınız kağıt
    parçaları
    Nerede haddi aşana vereceğiniz ceza
    Ve nerede kanunsuzların koyduğu kanunlar
    Çocuklarınız nerede, kadınlarınız neden susuyor
    Nerede cımbızınız ve aynanız
    Nerede tankların önüne geçecek onurlu insanlarınız
    Çevrecileriniz, savaş karşıtlarınız, hümanistleriniz
    Ve insan dostlarımız.

    . . .
    Savaşın bilançosu bir küçük kağıtta artık.
    Üç yüz bin can deyiveriyoruz bir çırpıda
    Üç yüz bin canın bir tanesini bile
    Dünyaya duyurmaya güç yetiremiyoruz.

    . . .
    Dağlar sisli, hava hep dumanlı orada
    dağlar sisli,
    hava dumanlı..................

    Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

    Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

    adem helvacıoğlu [ 16 Ocak 2009 23:07 ]

    bu şiirin kime ait olduğunu bilen birisi var mı acaba?

    Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

    Nart_Sosrıkua Nart_Sosrıkua
    Adıgelerde Misafirle Evsahibi Arasındaki Xabzeler
    Abhazyalı Abhazyalı
    Apsını Rüyamız ve Kader Değiştiren Başkan Ardzinba
    Asilkan_Adige Asilkan_Adige
    Adige Gencinin Hayalleri
    fatma özdemir fatma özdemir
    Çerkes Kimliği ve Sürgün Böüm II

    FOTOĞRAF GALERİSİ

    ANKET

    TÜRKİYEDE DEMOKRATİK AÇILIMA GEREK VAR MI ?




    Tüm Anketler

    RADYO ADİGA



    TOPLİST


    Genel


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi