• Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı| Forum

    HABER ARA


    Gelişmiş Arama

    GOOGLE ARAMA

    EN ÇOK OKUNANLAR



    Adige Mevlithanla Söyleşi

    Kanadalı dilbilimci ve yeni ABD Başkanı Barack Obamanın danışmanı Prof. John Colarusso (*), Adigece için Mücevherlerle süslü bir hazine sandığıdır, dillerin Topkapı sarayıdır diyor.

    ekleyen Ekleyen : Asilkan_Adige
    Kategori  Kategori : Adige Kültürü
    Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
    Okunma  Okunma : 607
    Tarih  Tarih : 21 Aralık 2008 11:21

    11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

    Shapsughca’dan da söz ediyor, Adigece’nin “bir diğer özelliği de ses bilgisi sayesinde, kolay bir bilgi aktarımı yapabilmesidir” dedikten sonra, Adigece’nin “hızlı düşünmeyi” gerçekleştiren “hızlı bir dil olduğunu”, bu alanda “İngilizce’den bile önde geldiğini” söylüyor. Sizin de Adigece’ye, özellikle Shapsughca’ya ilişkin olarak benzer şeyler söylediğiniz görülüyor. Bu görüşünüzü neye dayandırıyorsunuz, Colarusso’ya mı?
     

    GFA: Öncelikle Adigece’nin bu özelliğini ortaya çıkaran Dr. Colarusso’ya, bu bilimsel çalışmasından ötürü teşekkürlerimi sunmak isterim. Bunu ilk kez sizden duymuş oluyorum. Gerçekten de öyle, Adigece güçlü ve zengin bir dil ama gençlerimiz bunun farkında değiller… Adigece mevlit ile tanışmadan önce Adigece’nin, özellikle de Shapsughca diyalektinin bu denli zengin bir dil olabileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Adigece’yi basit, zayıf bir dil sanıyordum. Mevlit’le tanışınca, Shapsughca’nın ne denli zengin bir dil olduğunu anladım ve çarpılmışa döndüm. Mevlidi Abzegh diyalektine de uyarlamaya çalıştım ama Shapsughca’daki tadı/hazzı yakalayamadım, Shapsughca bir rastlantı değil, bilinçli bir seçim olmalı. Bu seçim, alim dedelerimizin yüz yıl önce yapmış olduğu bilinçli bir seçimdir kuşkusuz. 1906’da yapılmış ve mevlit dili olarak ortaya çıkmış bir seçimdir Shapsughca. Ancak, yine Adigece’yi Türkçe üzerinden öğreten Abzeghce iki kaset de hazırlamış olduğumu, bir üçüncüsünün baskıda olduğunu belirtmem gerekir.

    HCY: Ne kadar kaset bastırdınız? Ne kadarı satılabildi?

    GFA:
    Bittikçe yeniden kasetleri bastırıyorum. Şu ana kadar 10 bin dolayında bastırmış bulunuyorum, bir bölümünün parasını henüz alamadım. Çok geniş bir Adige hemşehri kitlemizin olduğunu düşündüğümüzde, elbette ki bu sayı yetersiz. Tanıtım ve dağıtım olanağım yok, reklam için de büyük para gerekli. Sağolsun İstanbul, Adana ve Bursa gibi yerlerde, gençler dışında, kasetleri benden alıp eşe dosta ulaştıran ve yardımlarını esirgemeyen varlıklı hemşehrilerim de var. Hepsine teşekkür borçluyum.

    HCY: Çocukluğunuzda Kafkasya'dan sürülmüş ve sağ kalmış kişilerle de tanışmış olmalısınız, değil mi?

    GFA:
    Elbette. Çocukluğumda Kafkasya'dan gelmiş hayli yaşlı kişi vardı. Örneğin babaannem Sıvsıv (Цыуцыу) ve onun annesi Nenejsuk (Нэнэжъц1ык1у)  da sağdı.

    HCY: O konuda biraz ayrıntı verir misiniz?

    GFA:
    Babaannem Sıvsıv Kafkasya’dan ayrıldığında 17 yaşındaydı, 1956 yılında 109 yaşında vefat etti. Annesi Nenejsuk ise, kızından yaklaşık 15 yıl kadar önce, o da 112 yaşında öldü. İkisini de anımsıyorum. Nenejsuk ile evlerimiz karşı karşıyaydı. Nenejsuk kümesimize girip yumurta alır, gelinine pişirtip yerdi. Bir avuçluk yaşlı bir nine olmuştu. Son yıllarında unutkan, çocukları ile torunlarını karıştırır olmuştu.

    HCY: Peki Kafkasya'dan ayrılışları nasıl olmuş?

    GFA:
    Daha iyi anlaşılsın diyerek olayı babaannemin ağlayarak bana anlattığı gibi kendi ağzından aktarayım:

    “Kafkasya’dan ayrıldığımda henüz 17 yaşında genç bir kızdım. Köyümüz Shapsugh memleketinde sahile yakın bir yerdeydi. Biz, en son göç eden postaydık, diğerleri bizden önce gitmişlerdi.

    Gemi iskeleye yanaştı. Askerler süngülerini taktılar, etrafımızı çevirerek bizi gemiye doğru sürdüler, gemiye binmemizi istediler. "Çabuk çabuk!" anlamında süngü sallıyorlar, batıracaklarmış gibi hareketler yapıyorlardı. Önce kadınları ve çocukları gemiye bindirdiler. Hiçbir itiraz kabul etmiyorlardı, ana baba günüydü. Sadece istavroz çıkaranları "Siz kalabilirsiniz" diyerek bırakıyorlardı. istavroz işareti yapıp din değiştirerek kalanlar da oldu.

    Gemi tıklım tıklım insanla dolduruldu. Son gemi olduğundan, sahildeki herkes,  son bireyine değin gemiye bindirildi. Gemide bir uçtan öbür uca gitmek değil, kımıldamak bile olanaksızdı. Yolda büyük bir fırtınaya yakalandık, korkunç dalgalarla boğuştuk, içimiz dışımız çıktı ve batma tehlikeleri geçirdik. Yarı yolda ekmek ve su namına bir şey kalmadı. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Nasıl hayatta kaldık bilemiyorum…

    Yolculuk sırasında doğum yapan kadınlar izdihamdan öldüler bebekleri de ezildiler. Ben bunların iki üç tanesini gördüm. Bir hafta kadar sonra ölümler kitleselleşti. Geminin yan taraflarında oturanlar ölü bebekleri elden ele geçirerek denize atıyorlardı ama iç kısımlarda ve ortalarda oturanlar onu da yapamıyorlardı. Ortalık ölü ve kenef kokusundan nefes alınamaz hale gelmişti. Derme çatma bir gemi de olsa, bereket üstümüz açıktı. Sağ kalmamız buna bağlıydı. Yoksa havasızlıktan boğulurduk.

    Yolculuğun onuncu gününde Köstence'ye vardık, ancak gemidekilerin yarısı ölmüştü, kalanı da yarı ölü durumdaydı.

    Bizi kıyıya aldılar. Hekimler ölüleri ve canlıları ayırdılar; tedaviye başladılar. Bizi çadırlara yerleştirdiler, ilaç ve yiyecek verdiler.


    HCY: Peki sonra ne oldu?

    GFA:
    Adigeler olarak üç yıl boyunca Romanya, Bulgaristan, Sırp diyarı ve Makedonya’da perişan bir biçimde dolaşıp durduk. Kent ve köylere ayak basmamız yasaktı. Hiçbir yardım almıyorduk. Başımızdaki yaşlılarımız “Şu ot yenebilir, toplayıp yiyin” dedikçe yiyor, ayakta kalmaya çalışıyorduk. Ölülerimizi elbiseleriyle birlikte gömüp yola devam ediyorduk. Ölülerimizin yerleri bile belli değildi.

    Üç yıl sonra Serez'e (**)  vardık ve orada boş bir yer bulup oraya yerleştik. 93 Harbi'nden (1878’den) sonra, devlet eliyle Serez’den kaldırılıp Balıkesir’e getirildik. Hepimiz Shapsugh idik.


    Susurluk’a yerleşme

    HCY: Köyünüz nasıl kuruldu?

    GFA:
    Balkanlar’dan gelen Shapsughlar, Balıkesir’de 15-20 hanelik guruplar halinde Karamanköy, Atanaz,  Ayşebacı, Üçpınar gibi eski yerli/Manav köylerine dağıtıldılar ve oralarda üç yıl boyunca boğaz tokluğuna ırgatlık yaptılar.

    Bu zorlu üç yılın sonunda, Kafkasya’dan Mısır’a giden ve orada El Ezher’de okumuş olan dört Abzegh genci Balıkesir’e geldi ve bu perişan durumumuzu gördü. Başlarında Bersbi Hace vardı, diğerleri de Hacı Ahmet Efendi, Hafız Tahir Efendi ve Hacı Ömer Efendi idi. Gurup sonunda şimdiki Demirkapı köyünün bulunduğu yeri, yerleşme yeri olarak seçti. O zamanlar oraları Ömerköy ağalarının merası (otlakları) imiş.

    Bersbi Hace, gizli olarak, habercilerle bütün Adigeleri, tarihi bildirilen bir gece için şimdiki Demirkapı köyü yerine gelmelerini bildirdi. O gece bütün Adigeler her şeylerini toplayıp söylenen yere geldiler ve bir gecede Demirkapı köyü oluştu. Ömerköy ağaları çok bozulmuşlardı, ama bir şey yapacak durumda da değildiler. Bir heyet gönderip Bursa Valisi’ne başvurdular: ”Acayip giyimli ve anlaşılmayan bir dilde konuşan bir sürü insanın meralarını zapt ettiği “ şikayetinde bulundular.

    Vali durumu bir yazıyla İstanbul'a, başkente bildirdi. İstanbul’dan bir paşa geldi. Paşa’ya, Sultançayırı köyünün üstündeki Kadıkırı*** denilen köyün yüksekçe bir sırtından arazi gösterildi. Karşılayıcı Adigelerin başındaki yaşlı:
    - Velahe paşe, benım Tırkubzem  bı kadar, maç'e (Paşa, benim Türkçe’m bu kadar, zayıf) dediğinde, Paşa durumu anladı:
    - Адэ шъузэрэ адыгэр шъыдэ ипэрапш1эу  къысэшъумы1уагъ? (Peki, Adige olduğunuzu niye baştan bana söylemediniz?) demiş. Açıklamaları dinlemiş ve araziyi incelemiş. "Bu arazi çok geniş bir yer, bir tek köy, Ömerköy için fazla, hepinize de yeter” diyerek sınırları çiziyor ve “Bu yer artık sizin, döndüğümde,  başka Adigeler de göndereceğim, onları da aranıza alırsınız",  diyerek zabıt tutuyor ve geri dönüyor.

    Daha sonra İstanbul taraflarından Kafkasya’dan çıkarılan Abzegh (***)  muhacirler de geliyorlar, köyümüze ve başka köylere yerleşiyorlar. Onlara da toprak veriliyor.

    1951'de de bir Bulgar göçmen grubu da devletçe köyümüze yerleştirildi, bunlar Adigeleştiler, Adigece konuşabiliyorlar…

    HCY: Yerleşime önderlik eden bu din adamları  köyünüze yerleştiler mi?


    GFA: Evet. Hocam rahmetli Hafız Hasan Efendi’den dinlediğime göre, bütün kış boyunca İstanbul’dan gelen din alimleri hocamın hocası olan Hacı Ahmet Efendi’nin evinde toplanır, dini istişareler/konuşmalar yapar, kitaplar okurlar, zikirler yaparak kışı geçirirlermiş. Ortak dilleri Arapça imiş. Çünkü bazıları yeterli Türkçe, bazıları da Adigece bilmezlermiş…


    HCY: Köyünüzün şimdiki durumu nedir?

    GFA:
    Köyümüzün yarısı Abzegh, kalanı da Shapsugh'dur. Diğer köylerimizin kimi Shapsugh, kimi de Abzegh'tir, kimi de karışıktır. Bizim dışımızda Wubıhlar Manyas ve Gönen'e, Bjedughlar da Biga yöresine yerleştiler. Ancak oralarda da Shapsugh ya da Abzegh köyleri var.

    Köyümüz bir ara 500 haneli ve 2 bin nüfuslu bir köy idi. Şimdi kentlere göç nedeniyle köy nüfusu azaldı (2000 yılında: 642, 2007'de de: 526). Ancak bayram, düğün ve cenaze gibi önemli günlerde ve yazları köy nüfusu artar.


    DİPNOTLAR:
    (*) Prof. Dr. John Colarusso, Çerkesce’nin Geleceği (Адыгабзэр зыдак1орэр), Nart dergisi (Нарт журнал), sayı 51;57-58.

    (**)
    Serez-Şimdi Yunanistan’da Selanik ile Kavala kentleri arasında bir küçük kent (Серез, Юнаным Селаник пэблагъэу зы къэлэ ц1ык1у). HCY
    (***)
    Къадыкъыры-Унэгъо 60 фэдиз абдзэхэ пщыл1 зак1эу зы адыгэ къоджагъ. Яч1ыгухэр Ерыкухэм (Yörük) яращэхи зягъэк1одыжьыгъ (Kadıkırı -60 haneli ve tamamı Abzegh kölelerden oluşma bir köy idi, sonraları topraklarını Yörüklere satıp dağıldılar).
    (****)
    Bu Abzeghler 1880’lerde Kafkasya’dan Türkiye’ye göçe zorlanan Adigelerdir (Мы абдзахэхэр 1880 илъэсхэм урысхэм Къафкъасием къырафыгъэ адыгэхэр арэу хъунхэ фай).

    Düzeltme (Гъэутэрэзыжьын): Adigece mevlit 1906’da 500 adet basılmıştır. Sayıyı yanlış olarak 800 olarak vermiş oldum, düzeltir okurlarımdan özür dilerim. İkinci baskı 2000 yılında Türkçesi ve özel Latin yazılışı ile birlikte yeniden yapılmıştır (Адыгабзэ мэулыдыр япэм 500-эу тырадзэгъагъ;ят1уанэрэ тедзэгъор 2000 илъэсым латин хьарфхэмк1э итыркубзи ч1ыгъоу тырадзагъ). Guser Fahrettin Abatay ile ilişki kurmak isteyenler için telefonları (Гусэр Фахьрэттин ителефонхэр):  0 266-718 20 58 (ev/унэ); 0 266-718 25 07 (iş/тучан). -HCY



    Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

    Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

    maşuka koçkar [ 01 Ağustos 2010 17:23 ]

    fahrettin abatay kardeşim röportajını gördüm çok beğendim tebrik ederim sağlıklı ömür dilerim

    Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

    Nart_Sosrıkua Nart_Sosrıkua
    Adıgelerde Misafirle Evsahibi Arasındaki Xabzeler
    Abhazyalı Abhazyalı
    Apsını Rüyamız ve Kader Değiştiren Başkan Ardzinba
    Asilkan_Adige Asilkan_Adige
    Adige Gencinin Hayalleri
    fatma özdemir fatma özdemir
    Çerkes Kimliği ve Sürgün Böüm II

    FOTOĞRAF GALERİSİ

    ANKET

    TÜRKİYEDE DEMOKRATİK AÇILIMA GEREK VAR MI ?




    Tüm Anketler

    RADYO ADİGA



    TOPLİST


    Genel


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi