|
| |||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı| Forum | |||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAGOOGLE ARAMAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
Yıldız KahramanlarıTARİHİN DERİNLİKLERİNDEN IŞILTILARI BİZE ULAŞAN KAHRAMANLARIMIZ
Adları Adige Halkları tarafından Saygıyla Anılan Halk Kahramanlarımız: Kırım ve Astrahan Hanlıkları ile Türk ve Kalmıklara karşı Adigelerin vermiş oldukları yiğitçe direnişler ve özgürlükleri uğruna canlarını vermekten kaçınmamış olmaları "Tatartup Savaşı", "Kaneko Yeljerıko", "Bahçesaray", Kalmık Ordusu" ve “Kunç'ıko Dağı" (Къунк1ыкъо ибг) adlı öykü ve şarkılarda anlatılır. Aydemirkan'ın yiğitliği de aynı konuyu işler. Toplumsal ve sınıfsal mücadele Adige sözlü edebiyatında pek erken bir çağda boy gösterdi. Bu olgu, Nart destanının da bir temel konudur. Sınıfsal mücadele, Adige toplumunda, egemenliği elde bulunduran acımasız güçlere karşı koyma biçiminde başladı. Yaşamda gerçekleşmekte olan bu tür karşıt olaylar folklorumuzun aynasından görünmektedirler. Hımışıko Peterez'in hesap sorduğu kişi sıradan bir Marıko değil, Bey Marıko'dur (Марыкъопщ/Marıkopş). O sıralar, sonraları sosyal bir anlam kazanacak olan "pşı" (пщы/bey) unvanı henüz belirmemişti denilebilir. Ancak, bilinmelidir ki başkanların (toplum liderlerinin) sıradan kişilerden farklılaşmaya, dilediklerini yapmaya, diğer kişilere boyun eğdirmeye kalkıştıkları da görülür. Ancak Peterez, kitleleri baskı altına almaya kalkışan bu türden “beylere” (liderlere) karşı çıkar. Örneğin, ”Herkes eyleminin hesabını vermeli” der Peterez, babası Hımış’ı öldüren Bey Marıko’yu (Marıkopş) öldürür… XVI-XIX. yüzyıllarda Adigelerin sosyal ve sınıfsal çatışmaları daha da bir şiddetlenir ve belirginleşir. Sınıfsal bilinci henüz oluşma aşamasında olan emekçi kitleler, özgürlüklerini ve haklarını korumak için mücadele vermeye ve derebeylerinin (пщы-оркъ/pşı ve verklerin) zulmüne karşı koymaya başlarlar. Toplumsal ve sınıfsal mücadelenin ana teması XVI. yüzyılda gelişiyor. Bu temanın çıkış yerinin Yeç’enıko (Yek’enıko) kardeşler (Ек1эныкъо зэшит1у) ve Aydemirkan (Айдэмыркъан) üzerine söylenen şarkı ve anlatılara dayandığı görülmektedir. Adigeler dışında Osetya, İnguşya ve Çeçenya’da da Aydemirkan tanınır. Aydemirkan’a ilişkin şarkıların bazıları Balkarlar, Karaçaylar ve Kumuklar arasında da söylenir. Aydemirkan ile iki Yek’enıko kardeşe ilişkin anlatılar (цикл) Adige sözlü edebiyatı içinde geniş bir yer tutar. 400 yılı aşkın bir süreden beri bu yiğitlere ilişkin şarkı ve öyküler, anılan bu halklar arasında coşkuyla anlatılır ve dinlenir. O dönemde dış düşmanlara karşı Adige toprağını korumak için Adigelerce verilmiş olan direnişlere Verzemes (Орзэмэс), Temirkan ve Aydemirkan da katılırlar. Kırım Hanlığı ile Astrahan Hanlığına karşı Adigelerin sürdürdüğü direnişlerde bu kişiler kahramanlıkları dillere destan olurlar. İş bununla da kalmaz, bu yiğitlerin Adige toprağında karşılaşılan baskı ve haksızlıklara da karşı çıktıkları ve özverili direnişlerde bulundukları görülür. Bu halk kahramanları, gittikleri her yerde emekçi insanlara zulmeden azgın derebeylerine hadlerini bildirirler. Bu nedenle derebeyleri de onları hedef alırlar. Aydemirkan’ın öldürülmesi için gizli planlar yaparlar, sonunda bu halk kahramanını hileli yollarla öldürürler. Aydemirkan’ın yaşam öyküsü ve karşılaştığı olaylar, o dönemde bir başına (bireysel) mücadeleyle zulme son verilemeyeceği gerçeğini öğretmektedir. Yiğit kardeşler olan Yeç’enıko Verzemes ile Temirkan da, tıpkı Aydemirkan gibi, iki yönlü, yani iç ve dış düşmana karşı mücadele ederler, dış düşmanla sürdürülen bir savaşta her iki yiğit de canlarını verirler. Yek’enıko kardeşlerin yiğitçe can verişleri üzerine kısa bir anlatıyı, Hangerıy’ın (**) “Zapiski o Çerkesii” (Çerkesya Anıları) adlı yapıtından da öğreniyoruz. XIX. yüzyıl kahramanlık şarkılarından söz ederken, N. Dubrovin (***) de Yek’enıko kardeşlerin parıldayan birer yeni yıldız gibi Adige toprağında ışıldamakta olduklarını yazmıştır. Adigeler kahramanlarının kahramanlık derecesini vurgulamak için, Verzemes ile Temirkan’ı ölçüt olarak gösterirlerdi, kahramanları onlarla karşılaştırırlardı. XVIII. yüzyıl sonları ile XIX. yüzyıl başlarının ünlü kahramanları arasında Hath’ıların Koç’as’ı (Хьатхы я Къок1ас), Hath’ı Mıhamet ğuaz, Mafeko Vırısbıy, Koceberdıko Mıhamet, Tığujıko Kızbek (Тыгъужъыкъо Къызбэч), Şırıhuko Tığuj (Щырыхъукъо Тыгъужъ) ve Haneh’eko Kımkerıy (Хьанэхэкъо Къымчэрый) bulunmaktadır. Bu kahramanlar üzerine söylenmiş anlatı ve şarkılar da Adige sözlü edebiyatında geniş bir yer tutar. Yiğitlik üzerine anlatıların (öykülerin) ve eski şarkıların eğitici olma yönünden içerik ve anlamları da önemliydi. Bunların tümünde tek bir sanatsal ve düşünsel konsept bulunmaktaydı:O da dış düşmanların saldırılarına ölümüne karşı koymak, zalimlere geçit vermemek, zayıfa yardımcı olmak, dara düşenin imdadına koşmak, bu arada insanı insanca duyguyla dolu olarak, yani bir insan olarak yetiştirmek… Adige yiğitlik şarkılarının eğitici yönden gücünü belirtme anlamında Hangerıy şöyle yazmaktadır: ”Çok eski Adige şarkıları, kendilerinden sonra gelen kuşakları eğitmek yönünden çok etkili ve güçlüdürler, örneğin bu şarkıların Adige toplumunda oluşturdukları etki, Tasso’nun şarkılarının İtalya’da oluşturduğu etkiden daha az değildir, diyebilirim.” (Han-Girey, İzbr. proiz. Nal’çik, 1974, s. 121) Hangerıy, güçsüzleri koruma, iyi olana, güzele ve güzelliğe değer verme bakımından Adige şiirinin çok gelişmiş ve güçlü bir şiir olduğunun da altını çiziyor. Bütün bu söylenen şeylerin sözde kalmadığı, aksine bireyleri gelişmiş insancıl duygularla yüklü, yiğit ve kendine güvenen insanlar haline getiren ve onları harekete geçiren asıl itici (devindirici) gücün Adige şiiri (şarkıları) olduğunun altını da çizmektedir. Şiirlere konu olmayı başaran adlar, ölüm olayı karşısında titremeyen ve canlarını vermekten kaçınmayan kahramanların adlarıdır. Bu kişiler güç ve yeteneklerini kendi kişisel çıkarları için kullanmazlar, aksine darda kalanın yardımına koşarlar, güçlüklerin üstesinden gelmeye çalışırlar, kitlelerin kurtuluşu için ellerinden geleni yaparlar, zoru ve ölümü kendileri yüklenir, karşılığında da kitlelerin güvenliğini, huzur içinde yaşamlarını sürdürmelerini ve özgür kalmalarını sağlarlar. Kılıcının kabzası fildişinden, okluğu da şimşirden olan, eğerine ejderha misali kurulan Verzemes işte böyle bir yiğittir. Ustura gibi keskin kılıcı ile düşmanı doğrayan, yiğitleri alt eden bir başyiğittir Aydemirkan. Düşmanın karşısına, er meydanında bir kara sis gibi dikilip, kılıcını çekip bir haykırdığında düşmanının ödünü patlatan biri, işte öylesine korkunç bir savaşçıdır Aydemirkan. İşte Hath’ı Oğlu Koç’as, geyikleri bağırtan, ejderhalara bile çığlık attıran korkusuz bir yiğittir o da. İşte babası Kocaberd gibi boyun eğmeyen Mıhamet de, bir kez kılıcını çekmesin tek, onu artık kimse durduramaz. Bu yiğitler değişik dönemlerin çocuklarıdırlar, ama kökleri aynı topraklardan beslenmekte ve birbirlerini bulmakta, biri öbürünün devamı ve her biri birer örnek insan olan bu kahramanlar birbirlerinin uzantıları konumundadırlar. Bunlar güç ve olanaklarını kendi kişisel çıkarları için kullanmıyorlar, halkın elindekini yağmalayıp zengin olmak için çalıp çırpanlardan değildirler, böylesine amaçlar taşımıyorlar. Güç ve olanaklarını kötüyü tepeleme, iyiye arka çıkma yönünde kullanıyorlar. Düşman ordusunun yüz atlısı ile başa çıkmak Aydemirkan için işten bile değildir, dara düşen (zor duruma düşen) iki atlı kafilesini korumak, o iki atlı grubunun peşine düşen düşman ordusu geri püskürtmek Aydemirkan için az gelir bile. Yeç'enıkolar da çocuk kaçıran ve insan ticareti yapan derebeylerine (pşı ve verklere) karşı amansız bir mücadele verirler, kaçırılanları geri getirir, özgürleştirirler. Türkü (pşınatl/пщыналъ) şöyle diyor: "Verzemes'in iyiliği, Gür otlarınkinden (Гыны уц) daha çoktur, Yeç'enıkuaye köylülerinin çoğunu, Atının üzerinde (Шыпшъэрылък1э) geri getiren de o’dur". Gerek duydukları tarım ürünlerini ve iş aletlerini yağmalamak için sefere çıkan derebeylerini kararlarından vazgeçirten kişiler arasında Yeç'enıkolar dışında, Mafeko Vırısbıy, Hanah'eko Kımkerıy (Kımçerıy) ve daha başkaları da ünlenmiş olanlardandır. Eski Adige şarkısında söylendiği gibi: "Verzemes köyde dendiğinde, Yağmacı hırsızlar" köyü yağmalamaktan korkuyorlardı. Savaşta karşısına çıkan düşman savaşçısını, bana mısın demeden, kargısının sivri ucuna takıp öbür savaşçıya uzatan da odur: "Dört ok saldı, Karşısındakinin dik/inat boynunu kırdı, Debelene debelene onu -atından- alaşağı etti" Verzemes. (Щэ бзыпл1 рит1упщи, Ипшъэ гукъэ зэриути, Пэразэу риутэхыгъ) Sonunda Verzemes öldürücü bir kurşun yedi, ağır yaralı, "Omuz başı parçalanmış, baldır kemiğinin baş tarafı (копкъышъхьэ) kopmuş" durumda, atından düşmüş yerde yatarken, atının üzerinde bir düşman savaşçısı koşup başını uçurmak için kılıcını çektiği bir sırada, Verzemes eline bir ok aldı, yayı göbeğine dayayıp oku taktı ve oku düşmanın tam kalbine çaktı, savaşçı atının kıç tarafından bir çuval gibi yere yuvarlandı. Atlıya doğru uzandı ve onu kendisine doğru çekti, onu yastığı yapıp son nefesini verdi:"Kendim gibi bir yiğidi baş yastığım yapmadan canımı vermem" (Сэщ фэдэ л1ыхъу симып1эшъхьагъэу спсэ стынэп" diye annesine vermiş olduğu sözünü de yerine getirmiş oldu. Bu oluşum şarkıda, yani ulusal menkıbede de aynen yer aldı: "Nart benzeri birini başına yastık yapıp, Yeryüzü aydınlığını terk eden kişi, Yeç'enıko Verzemes'tir". (Фэдэ нарт ип1эшъхьагъэу, Дунэе нэфым ехыжьыгъэр, -Ек1эНыкъо Орзэмэс). Küçük kardeşi Temirkan da ağabeyi Verzemes'den geri kalmamıştır. Şarkıda (ulusal menkıbede) şöyle yer almıştır: "Savaşırken göğsü parıldıyor, Eğeri üzerinde olduğunda kendi parıldıyor, Düşman yiğitlerinin başını uçuran, Gömleği zırhtan olan Temirkan'dır". (Заом хэтмэ ыбгъэгухэр къыфэлыды, Онэгуми къелыды, Л1ыхъушъхьэхэр ш1озыгъэк1ыхэрэр, Темыркъанэ иашъоджан). Savaş sırasında bir baştan başlayıp öbür başa düşmanı püskürterek yoluna devam eder, yiğitliğini sergiler, şarkıda söylendiği gibi: "Bindiği Talusten’in önüne, Hiçbir yavuz atlı geçemez, Dünya aydınlığını terk eden kişi, Yeç'enıko Temirkan'dır". (Талъэустэнэу зэрысым, Зы л1ы ябги щыпамыш1эу, Дунэе нэфым ехыжьыгэр, Ек1эныкъо Темыркъан). Adı bütün Adige toplulukları arasında saygıyla anılan, öyküsü dilden dile anlatılan ve şarkısı coşkuyla söylenen kahramanlarımızdan biri de Hath’ıların Koç'as'ıdır (*) (Хьатх я Къок1ас). . . . . . . . . . İki yüz yılı aşkın bir süreden beri “haç'eş”lerimizde (konuk odalarında) Koç'as üzerine şarkılar söylenmekte, öyküleri de anlatılmaktadır. Bu şarkı ve öyküler günümüze değin bu biçimde yaşaya gelmiştir. Koç'as, eğitim süreçleri boyunca, gençlerimiz için bir model, bir örnek kahramandı. Koç'as, korkusuzluğu ve ölümü göze alma anlayışını sergileyen başat bir örnektir. Koç'as, zalim ve yağmacı derebeylerinin (pşı ve verklerin) amansız bir düşmanıydı, onlara yaptıklarının bedelini ödetmekten kaçınmayan biriydi. Beyler de bu nedenle, kendilerine boyun eğmeyen Koç’as’a cephe almış ve onu öldürme planları yapmaya başlamışlardı. Sonunda derebeyi Deveyepş (Дэоепщ) yanına elli adamını alıp Koç'as'ın kampını bastı ve onunla çarpıştı. O denli çok düşman karşısında Koç'as korkup kaçmadı, yiğitçe direndi, Deveyepş de içlerinde olmak üzere saldırganların birkaçını öldürdü, kendi de öldürüldü. Şarkının anlattığı işte bu olaydır. Koç'as şarkısının bilinmeyen ozanı (усак1о), Koç'as'ın emeği ile geçinen halktan yana düzgün bir insan olduğunu, onlara dostça ve sevecen yaklaştığını, ancak düşman karşısında korkunç bir Azrail’e dönüşebildiğini sergilemeyi başarmıştır. Bir yönüyle komşuları olan köylülere semiz geyik eti yedirir, ama başka bir yönüyle de halkı sömürenlere karşı sert ve acımasızdır. Tüfeği ilkbahar mevsimi gök gürlemeleri gibi gürülder, tüfeğinin çıkardığı duman ortalığı kara bir bulut gibi kaplar, attığı kurşun düşmanının nefes borusuna yapışır ve onu -bey Deveyepş h'afe’yi- can çekişen bir ejderha gibi bağırtır… Bu halk kahramanının öldürülmüş olması büyük bir üzüntüye neden olmuşsa da ölümden korkmamış, çok sayıda düşmanın karşısında ürküp kaçmamış olması, yürekliliği ile kahramanlara örnek olmuş oluyor. Öldürüldüğü halde, moral üstünlük, yine de Koç’as’da kalıyor. Koç'as adına söylenen şarkıda ortaya konmuş olan örnek, özgürlük uğruna her zorluğu yüklenen ve özveriye katlanan, korkmayan ve ölümü göze alan bir yiğitlik örneğidir. İşte bu güçlü öz ve kuruluş, şarkıyı günümüze değin yaşatan ana etkendir. Kocaberdıko Mıhamet: Kocaberdıko Mıhamet (Kocaberd oğlu Muhammed) 19’ncu yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir halk kahramanıdır. Çok sayıda kahramanca davranışın da örneğidir. Derebeylerinin (pşı ve verklerin) kaçırıp satmak üzere Karadeniz kıyısına götürdükleri çok sayıda çocuğu geri getiren, ailelerine teslim eden, özgürlük ve insanlık doğrultusunda mücadele eden, bu yolda Adige toprağında ünlenmiş olan bir kahramandır Mıhamet. Şarkısında işte bu oluşumlar dile getirilmektedir: “Mıhamet’in keskin kılıcı çok sayıda çocuğu kurtardı” (Мыхьамэты ичэтэутым сабыибэ къыфыкъонэжь). Mıhamet’in kişiliği şarkıda da (ulusal menkıbede de) şöyle yer alır: “Eski yarası irinleşmiş durumdayken, Üstüne yeni yaralar alan” biridir. (У1эгъэжъым щыныр къык1эк1эу, У1эгъак1эр зытырябгъащ) O, geri çekilmeyi ve boyun eğmeyi bilmeyen biridir. Halk, Mıhamet’in örnek kişiliğini şarkıya sağlam bir biçimde yerleştirmiştir: “Büyük baban Koceberdıj, Asla geri çekilmeyen biriydi, Geri çekilmeyen, Bu yüzden kendini öldürten de Kocaberdlerin Mıhamet’idir”. (Уятэжъэу Къоджэбэрдыжъыр Егъаш1эм шышъхьэ мыгъаз, Къымыгъазэу зязгъук1ыгъэр Къоджэбэрдмэ я Мыьамэт). Bir başka yiğitlik ölçütü de başa gelene, karşılaşılan umarsız acılara da katlanmayı bilmektir. Kahramanlarımızı örnek alma yoluyla, gençlerimiz de acılara katlanmayı ve inildememeyi öğreniyorlardı. Eski yarası henüz iyileşmemiş, yarasından irin akarken Mıhamet, yara üstüne yeni yaralar almıştı. Dizkapağı yarılmış bir söğüt dalı gibi parçalanmıştı. Halk hekimleri parçalanan yere yama için vücudunun başka bir yerinden bir parça alıp, temizlenen yere yama yaparlarken, çektiği onca dayanılmaz acıyı belli etmedi, içine gömdü. İnlemedi, gözlerinden bir yakınma ve üzüntü yansımadı. Hekimler (1эзэжъыхэр) cerrahi operasyonu tamamladıklarında, işin zor tarafını atlatmış olduklarını, Mıhamet’in artık iyileşeceğini sanıyorlardı. Ancak Mıhamet, umarsız durumunu çoktan anlamıştı, gülümseyerek bir karşılık verdi. Mıhamet ölümün yaklaştığının bilincindeydi, ölümün ayaklarından başlayarak, geçtiği yerleri soğutarak (dondurarak) yukarıya doğru geldiğini, ölümün göğsüne ulaşmış olduğunun farkındaydı. Ancak ölüm karşısında küçülmedi. Gülümsedi. Dudaklarındaki bu son gülümsemeyle birlikte son nefesini de verdi. Şarkısı (menkıbesi) bir bütün halinde olağanüstü ve o ölçüde de güçlüdür. Bir yiğitlik ve bir ulusal marş örneğidir, ölüme giden ama adı ve yiğitliği ölümsüzleşen bir anıttır… Şarkılardaki güç: Şarkılarda ulusun yaşamında gerçekleşmiş olan önemli olaylar dışında, bu şarkılarda güçlü sanatsal özellik ve öğeler de yer almışlardır. Şarkılarda geçmiş olaylar tüm yönleriyle gözler önüne seriliyor, burada taraf kişiler olanca canlılıklarıyla sergileniyorlar, yiğit ve korkak olan, dost ve düşman ortaya konuyor, sevilen ya da nefret edilen kişiler, sanatsal yönden ve sanatsal olanaklarla sergileniyorlar. Şarkı dizelerinde ve güçlü biçimde kurgulanmış kıtalarda kahramanların çelikleşmiş yüzlerini, koca kartal kanadını andıran açılmış yamçılarını, kuş gibi uçan atlarına binmiş yiğitlerin er meydanında yarışmakta olduklarını, savaşın en kızıştığı anlarda, bu yiğitlerin “aç birer aslan gibi korkusuzca düşmana saldırdıklarını” görebiliyorsunuz. Görebiliyorsunuz şimşek gibi okların yağmakta olduğunu, yiğitlerin can verdiğini, görebiliyorsunuz yiğitlerden boşanan kan seli içinde yüzen yiğitlerin cesetlerini, “atlar tarafından çekilen sedyelerde” (шы пхъэблэ пытэк1э) taşınan ağır yaralıları, tutuşmuş evlerde ve ekin yığınları içinde yanmakta olan insanları ve bağırtılarını, duyabiliyorsun atların yerleri titreten ayak (nal) (**) seslerini, kılıç şakırtılarını, can vermekte olan savaşçıların inilti ve can çekişme seslerini… Ancak bu dizelerde yiğitlerin kişiye özgü tam ve açık (karakteristik) portreleri sunulmamaktadır. Yiğide ancak ayrıntı düzeyde özel bir yer ayrıldığı görülebiliyor: “Bir ayağı aksıyor” (Ылъэкъо лъэныкъор фэлъащ), “Görünüşü ile kısık bakışlı ve yağız biri” (Уеплъынк1э къопц1э нэзэжъу), “Sakalı aslan yelesi gibi” (Ыжак1эри аслъанэм ысэку) ve benzeri ayrıntılarla yetiniliyor. Eski şarkılar yiğidin kendisinden çok, onun karakteristik özellik ve davranışlarını ön plana çıkarmaya ağırlık veriyorlar. Sözgelişi iki ya da üç dize ile yiğidin portresinin çizilmesiyle yetiniliyor: “Sarı ipekten sarığını sarıyor, Düşmanı alaşağı etmekte ustadır, Tığujıko Kızbeç” (Дэнэгъо сарыкъыри зэбледзы, Пыи едзыхыными фэ1аз, Тыгъужъыкъo гущэк1э Къызбэч), “Şayaktan paltosunun göğsü altın işlemeli, hey gidi, Düşmanın üzerine göğsü en önde ierliyor, Ş’enaşhoların Lav’ı” (Ищыуахьы цыери дышъабгъи, сэрмафэ, Зэошхом бгъэк1э аш1уек1у, -Шъэнашхъок1э шъуи Лау), “Bir ayağı aksıyor, Eli atının yelesine bir uzandı mı, bir ejderha (azılı yılan) kesilen, Rat’eko Hamırz” , vb. (Ылъэкъо лъэныкъор фэлъащ, Шысэкур зигъотк1э щэджыбл, -Рат1экъо Хьамырз). Kahramanın karakteristik özelliğini vurgulamak için, birçok durumda yukarıdaki model (kalıp) izleniyor. Yiğidin adı söylenir, “Koca bir kartal bağırtısı gibi ses çıkararak savaşıyor” der (Бгъэшхо к1ый макъэу мэзао);”Koca yiğit o gün devrildi” (Шъэджэшъэ л1ыхъужъыр а мафэм епсыхыжьыгъ); “Atından alaşağı edileni kurtarıyor, Öldürülenin başucunda da dikiliyor” der (Радзыхырэр къа1эпегъэк1ы, Аук1ырэм шъхьэщэуцожьы), yiğidin adını söyler; “O gün…(düşmanın adını söyler) ölüm köprüsü yapıldı” der (А мафэм …(пыим ыц1э къыре1ошъ) хьэдэ лъэмыджи); “O gün… (yer adı belirtir) akan kan ırmağa dönüşür” (А мафэм…(ч1ып1эм ыц1э къе1ошъ) лъыпсэр щагъaчъи); “Cenazesi… (yine düşmanın adı söylenir) götürülüyor” (Хьадэщэжьыр…(джыри пыим ыц1э къыреошъ) къыфак1о), vb. DİPNOTLAR: (*) “Koç’as” üzerine 4 perdelik bir dram ünlü Adige yazarı İbrahim Tsey (Bkz. vikipedi-internet) tarafından yazılmış olup rahmetli Mefevıd Mevlid Kazbek (Мэфэуд Мэулыд Къазбэк) tarafından çevrilip “Kafkasya Kültürel Dergi”de yayınlanmıştır. (**) Adige atlarına nal çakılmazdı. Kaynak: Шъхьэлэхъо Абу, Шъыпкъагъэр-шэтапкъэ, Мыекъуапэ, 1990, s. 95-98, ”Жъогъо чыжьэхэм янэф” (Uzaktaki Yıldızlardan Işıltılar) adlı bölümden çeviri. (*) Adige yazarı İshak Meşbaş’ın aynı adlı romanı Yenemıko Melüt Atalay tarafından “Bitmeyen Umutlar” adıyla Türkçeye çevrilmiştir. (**) Hangerıy (Han-Girey, Хъанджэрый), Adige asıllı bir Rus subayı. (***) N. Dubrovin, tanınmış bir Rus tarihçisi.
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
FOTOĞRAF GALERİSİ
|
|||||||||||||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||||||||||||